Sanata Değer Verenler ve Vermeyenler*

*Bu yazı daha kısa bir haliyle puhudergi.com’da yayınlanmıştır.

Türkiye’de sanata ve tarihi mirasa yeterli değerin verilmediği aşikar. Eğer yeterli değer verilmiş olsaydı İspanya, Fransa veya İtalya’daki şehirlerde olduğu gibi, Türk şehirlerinin de tarihi dokusu biraz olsun korunmuş olurdu. Maalesef Türkiye’nin şehirlerinde tarihi doku dediğimiz olgu bir kaç istisna dışında sadece cami, sur ve hisar gibi tek tük yapılardan ibaret. Antik Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi büyüleyici kültürlere ev sahipliği yapmış topraklarda bu zengin geçmişin izini sürmek ne kadar mümkün? Neden Türkiye kültür miraslarına yeterli değeri göstermemiş ve hala göstermemek de ısrar ediyor? Bunun cevabı belki de Batı Avrupa ülkeleriyle Türkiye’nin birbirlerinden farklılaşan tarihsel gelişiminde…

Pergamon Sunağı’ndaki heykeller ve sunağın batı cephesinin rekonstrüksiyonu

Pergamon Sunağı’ndaki heykeller ve sunağın batı cephesinin rekonstrüksiyonu

Continue reading

TÜRKİYE’NİN KOMŞULARI İSTANBUL MODERN’İN KONUKLARI

İstanbul Modern Türkiye’nin en önemli müzelerinden biri. Sahip olduğu koleksiyon ve açtığı sergiler modern Türk ressamlarına dair kapsamlı bir seçki sunuyor. Aynı zamanda çağdaş Türk sanatının sergilenebileceği bir alan olarak da işlev görüyor. İstanbul Modern’deki Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Hüseyin Çağlayan ve benzeri büyük sergiler ziyaretçilere bu sanatçıların birçok eserini görme imkanı sağlarken, sergi katalogları ise bu sanatçılara dair kalıcı kaynaklar olarak kütüphanelerdeki yerlerini alıyor. Fakat İstanbul Modern’in nüfuzunun Türkiye dışına pek etki etmediği de bir gerçek. Bunun en önemli nedeni de Türkiye’nin diğer müzelerinde de olduğu gibi İstanbul Modern’in koleksiyonunda batı sanatının ünlü isimlerinin yer almaması. Fakat bu zafiyet başka şekillerde giderilebilir. İstanbul Modern’in yeni sergisi Komşular bu açıdan öncü olabilecek nitelikte.

Adrian Paci, Piktori (Ressam), 2002

Adrian Paci, Piktori (Ressam), 2002

Continue reading

İSTANBUL İÇİN AĞIT

“İstanbul’un söylediği şarkı artık sadece hafızalarda yankılanıyor. Kentin felaketine duyarsız yazarcıklar İstanbul’un güneş batımlarından ve Boğaziçi’nin güzelliklerinden dem vurmaya devam ediyorlar, bıkmadan. Onları duyan, “Asya’nın tatlı sularında” içinde Pierre Loti’yi taşıyan kayıkla karşılaşacağını sanabilir! Gerçekten kentin, yabancılara hala ücretli tatil hayallerini besleyici şeyler sunduğu doğrudur. Kentin üzerine her perde inişinde öldürücü güzellikleri, titreyen morları, bir trajediden çıkma kızılları insanı İstanbul’a hâlâ hayran bırakıyor.

Galata’dan bakıldığında karşı İstanbul yamacı binlerce kez betimlenen o olağanüstü manzarayı sunmakta: yer ile gök arasına yerleştirilmişçesine, çevrelerine derinden bağlı şu semavi camiler; duman ve sisten oluşmuş bir perdeden fırlayan, taştan mızraklar misali dikilen şu minareler. Bu kentsel görünümün, “Batı için New York ne ise Doğu için o” olduğunu söyleyen Thubron şüphesiz haklı.

Ancak burada, hayal kurmak, her yerden daha tehlikeli bir araç olmakta. Gözün bir an kayması, hayalinde bitimi oluyor…”

-Andre Barey 

Arka planda Beyazıt Kulesi ve Süleymaniye Camii. Önlerinde ise Haliç Metro Köprüsü: Tarihi yarımadanın enfes manzarasına acımasız bir saldırı.

Arka planda Beyazıt Kulesi ve Süleymaniye Camii. Önlerinde ise Haliç Metro Köprüsü: Tarihi yarımadanın enfes manzarasına acımasız bir saldırı.

Continue reading

DİNLE KÜÇÜK ADAM, DİNLE

“Kendine bakmaktan korkuyorsun, eleştiriden korkuyorsun Küçük Adam; sana vereceklerini vaat ettikleri yetkiden korktuğun gibi korkuyorsun. Bu yetkiyi nasıl kullanacağını bilemezsin. Başka bir biçimde yaşayabileceğini düşünmeye cesaet edemiyorsun: Koyun gibi güdülmek yerine özgür yaşamak, taktikler uygulamak yerine açık davranmak, bir hırsız gibi gecenin karanlığında sevmek yerine açık açık sevebilmek düşüncelerine yer vermiyorsun kafanda.”

-Wilhelm Reich, Dinle Küçük Adam, 1945

Kadıköy Çarşı'da Dinle Küçük Adam Performansı.

Kadıköy’de Surp Takavor Ermeni Kilisesi’nin önünde Dinle Küçük Adam Performansı.

Continue reading

BİR DAHA ASLA!

Depo’nun son sergisi Bir Daha Asla! büyük sergilere kıyasla çok duyulmamış da olsa işlediği konu nedeniyle evrensel öneme sahip. Serginin konusu, devletlerin halklara karşı işlediği suçlarla ilgili özür dilemesi ve geçmişle yüzleşmesi. Serginin Türkiye özelindeki amacı da Depo’nun internet sitesinde açık bir şekilde anlatılıyor:

“Geçmişle yüzleşme, Türkiye’nin ‘başına açılmış bir bela’ değil dünyanın gündemindeki bir mesele, evrensel bir dava. Bu nedenle uluslararası örneklere bakarak karşılaştırma yapmak; Türkiye’deki unutma kültürünü dönüştürmek ve adalet duygusunu onarıcı bir hatırlama kültürünün uygarlık sürecinin bir parçası olduğunu kabul etmek açısından önemli (1).”

Solda: 7 Aralık 1970 günü, Varşova'daki 1943 getto ayaklanması adına dikilen Getto Kahramanları Anıtı önünde dönemin Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt'ın diz çöktüğü andan bir kare. Sağda: Pearl Harbor (1942) saldırısından kısa süre sonra Japon asıllı Amerikan vatandaşlarının ABD tarafından zorla gönderildiği kamplardaki yaşama dair Dorothea Lange tarafından çekilen fotoğraflardan oluşan bir seçki.

Solda: 7 Aralık 1970 günü, Varşova’daki 1943 getto ayaklanması adına dikilen Getto Kahramanları Anıtı önünde dönemin Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın diz çöktüğü andan bir kare. Sağda: Pearl Harbor (1942) saldırısından kısa süre sonra Japon asıllı Amerikan vatandaşlarının ABD tarafından zorla gönderildiği kamplardaki yaşama dair Dorothea Lange tarafından çekilen fotoğraflardan oluşan bir seçki.

Continue reading

Kültürünü AVM’lere Satan Üzgün Kent

2012 yılında Londra, New York, Şangay, Paris, Tokyo, Sidney, Johannesburg ve İstanbul’un bir araya gelmesiyle Dünya Şehirleri Kültür Forumu başlıklı bir girişim oluşturuldu. Bu girişim, Dünya Şehri olarak adlandırılan büyük metropollerin kültür alanındaki üst düzey yöneticilerinin bir forumda toplanıp, bu tarz şehirlerin kültür planlamalarıyla ilgili idari programlarını ve görüşlerini birbirleriyle paylaşmalarını amaçlıyor.

Forumun üstünde durduğu fikirlerden biri de dünya şehirlerinin kendi ülkelerindeki küçük şehirlerden çok, diğer ülkelerdeki büyük metropollerle ortak noktaları olması.

Taksim'den İstiklal'e girerken.

İstiklal Caddesi.

Continue reading

İnceleme: Tophane’de Joan Miró

Tophane-i Amire İstanbul’daki en güzel, en etkileyici binalardan birine sahip ve bu mekanın MSGSÜ tarafından sanat sergilerine ayrılmış olması takdire şayan bir durum. Son yıllarda İstanbul’un kültür miraslarına yapılan tahribattan henüz etkilenmemiş olması da sevindirici ve umut verici.

MSGSÜ tarafından yönetilen Tophane-i Amire’nin sergi programında MSGSÜ’nün kendi sergileri dışında, burada sergi açmak isteyen çeşitli kurum ve ticari şirketlere de yer verilebiliyor. Miro sergisi de, Tophane-i Amire’de daha önce Dali sergisini yapan Kült isimli şirket tarafından düzenlenmiş.

Tophane'de Miro

Continue reading

ELIO MONTANARI’DEN ÇAĞDAŞ SANAT SAHNELERİ

Geçtiğimiz Salı günü Salt Galata’da, Elio Montanari’nin fotoğraflarının sergilendiği Biri, Hiçbiri, Binlercesi başlıklı sergiye akademisyen Ali Akay rehberliğinde bir ‘Eleştirel Sergi Turu’ düzenlendi.

Genelde sergilerinde yer alan işlerle ilgili ziyaretçiye detaylı bilgi vermekten kaçınan Salt ve benzeri kurumlar için bu tarz etkinlikler oldukça yararlı. En azından sergilenen işlerin ziyaretçiye daha iyi anlatılmasını sağlıyor.

Biri, Hiçbiri, Binlercesi çağdaş sanat ve fotoğrafçılığa ilgi duyanların keyif alabileceği bir seçki sunuyor.

Solda: Montanari'ye ait bir Warhol portesi, Sağda: Salt Galata'nın 1. katındaki Montanari fotoğraflarından birkaç tanesi. Fotoğrafların yerleşimi çok 'fiyakalı'

Solda: Montanari’ye ait bir Warhol portesi, Sağda: Salt Galata’nın 1. katındaki Montanari fotoğraflarından birkaç tanesi. Fotoğrafların yerleşimi çok ‘fiyakalı’

Continue reading

Behind the Scenes of the Cool City

On 7th and 8th of November, Salt Galata in Istanbul hosted a brilliant two day workshop titled ‘Cool Istanbul: Urban Enclosures and Resistances.’ The workshop was initiated as part of a research project based in the Institute of European Ethnology in University of Munich.

The event takes its name from a Newsweek cover from 8 years ago featuring the title ‘Cool Istanbul.’ Using this title as a starting point, the discussion of the workshop focused on investigating the creative processes in the production of a cool Istanbul, along with the consumption of the cool city and the brutal reality of gentrification, urban poverty, precarious labor, exploitation, discrimination and run-down neighbourhoods behind the cool façade of the city.

Left: Newsweek cover of Aug. 29, 2005, Right: Cool Istanbul workshop cover

Left: Newsweek cover of Aug. 29, 2005, Right: Cool Istanbul workshop cover

Continue reading