KARŞI KIYININ BİENALİ

İstanbul Bienali’ne ev sahipliği yapan Pera’nın karşı kıyısında, bir zamanlar surlarla çevrili eski İstanbul’da açılan Yeditepe Bienali birkaç gün sonra sona eriyor.

Kısa sürede 28 farklı mekânda açılan sergilerle birinci sürümünü tamamlamak üzere olan Yeditepe Bienali’nin küratörü Serhat Kula’ya göre bienalin ana fikri oldukça basit: “hava güzel, muhit güzel ve biz de buraya birkaç dokunuş yaparak insanları sanatla buluşturmak istedik, aslında bienal bahane.”

Nuruosmaniye Mahzeni, bir yeraltı hazinesi.

Nuruosmaniye Mahzeni, bir yeraltı hazinesi.

“Bu bir bienal mi olmalıydı?”

“Bu sergiler topluğu bir bienal mi olmalıydı?” sorusu Kula’nın da cevap aradığı bir soru. Bundan sonraki yıllarda bu etkinliğin bir bienal olarak mı devam edip etmeyeceği de belli değil. “Test aşamasındayız” diyor Kula. Küratörümüzün uzun vadeli amacı, ilerleyen yıllarda dünyanın farklı yerlerinde devam ettirilen geleneksel sanatların İstanbul’da sergilenebileceği bir ortam yaratılması. İçe kapanmaktan ziyade, geleneksel sanat üretimi üzerinden dünyaya açılıp farklı kültürlerin bir araya gelebileceği bir etkinlik veya mekân hayali kuruyor Serhat Kula.

“Türkiye’ye ait sanatların bir bienal kapasitesi var mı?” sorusunun da cevabını arıyor aynı zamanda bienal. Aslında bunun cevabı çok da zor değil. Ele aldığın malzemeyi iyi değerlendirdiğin, gerekli yatırımı bulabildiğin, sergi yönetimini başarıyla yürütebildiğin sürece iyi bir bienal çıkaramaman için büyük bir engel yok. Çeşitli işlerin vasat seviyede olmasına (hangi bienalde değil ki?), bazı mekanların bienalin başlangıç tarihinden daha geç açılmasına (Sirkeci Garı sergi salonu ve Fatih Külliyesi Akdeniz Medreseleri gibi), bazı gülünç açıklamalara (Mustafa Demir’in Venedik Bienali’ne muhatap olmak istemesi ve Tayyip Erdoğan’ın Ayasofya’da sarf ettiği “çatlasanız da patlasanız da” başlıklı sözler) ve birtakım sansür iddialarına rağmen, Yeditepe Bienali ekibinin başarılı bir iş çıkardığını söylemek mümkün.

Nuruosmaniye

Nuruosmaniye Mahzeni’nde iki farklı iş.

 

Geleneksel Sanatlar

Bienalin öncelikli amacı Osmanlı’dan günümüze geleneksel biçimler ve yöntemlerle devam ettirilen minyatür, hat, tezhip gibi sanatlara dair hem ulusal hem de uluslararası bir farkındalık oluşturmak. Bunun da layıkıyla yerine getirildiğini söyleyebiliriz. Bu noktada sorulabilecek bir soru, “zaten hepimiz bu sanatlardan haberdardık, nasıl bir farkındalıktan bahsediyoruz?” olabilir.

İstanbul’da, Türk İslam Eserleri Müzesi dışında uluslararası kalitede ne bir geleneksel sanatlar müzesi ne de galerisi var. 2002’den beri iktidarda olan AKP’nin İslamcı ve Osmanlıcı söylemine rağmen geleneksel sanatlar alanında bu denli geri kalmasını sadece kültürel sermaye eksikliğiyle açıklamak zor. Aynı zamanda sanatın (mesela inşaat sektöründeki yandaşlık ve rüşvet ilişkisinde olduğu gibi) kısa vadede siyasetçilere bir getiri sağlamaması da bunun nedenlerinden biri olarak gösterilebilir.

Jameel Prize

İslam sanatıyla ilgili dünyanın en önemli etkinliklerinden birini Londra’daki Victoria ve Albert Müzesi (V&A) düzenliyor. Her iki senede bir Jameel Ödülü isimli etkinlikte, İslam sanatından ilham alan sanat ve tasarım projelerine ödül veriliyor; yarışmada finale kalanların işleri ise önce V&A’de, sonra da dünyanın farklı şehirlerinde sergileniyor. Buna benzer bir projenin İstanbul’da değil de Londra’da yapılıyor olması da kültürel basiretsizliğimizin çarpıcı örneklerinden biri. Yeditepe Bienali’nin açtığı yol, ileride bu boşluğu kapamak için son derece faydalı bir fırsat haline getirilebilir. Bu açıdan bakıldığında “farkındalık yaratma” çabasının sadece vatandaşa yönelik değil, aynı zamanda devlete yönelik olduğunu da söyleyebiliriz.

Bienalin uluslararası farkındalık boyutu ise iki açıdan özetlenebilir:

  • Uzun vadede, dünyanın farklı yerlerindeki geleneksel sanatların İstanbul’da sergilenebileceği bir mekân veya etkinlik yaratmak.
  • Avrupa’dan esinlenen modern ve çağdaş Türkiye sanatından ziyade, yerel geleneklerden beslenen sanatları merak eden yabancı ziyaretçilere güncel bir seçki sunmak.
Merve Nur Kayhan Hassan'ın hat levhası bienalin en iyi işlerinden biriydi.

Merve Nur Kayhan Hassan’ın hat levhası bienalin en iyi işlerinden biriydi.

Geleneksel sanat neden üretilir?

Akla gelebilecek bir diğer soru ise, “2018 yılına geldiğimiz halde 15. Yüzyıl yöntem ve biçimlerini devam ettirmek ne kadar anlamlı olabilir?” Bu, bienal küratörlüğünden önce Viyana’da çağdaş sanat galerisi işletmiş Serhat Kula’nın da cevap aradığı sorulardan biri. Bulduğu cevap belki biraz radikal olarak bile tanımlanabilir: “Eğer bir sanatın süresi dolduysa bırak tükensin. Kaybolan sanatları kurtarmamız gerekmiyor, alıcısı kalmadıysa yok olabilir.”

Türkiye’deki geleneksel sanat üretimine eleştirel yaklaşmaktan çekinmeyen Kula’ya göre yapılan işlerin birçoğu dini ve ideolojik takıntılar neticesinde oluşturuluyor. Birçok kişinin “Bizi 100 yıldır engellediler, artık rahat rahat bu işi yapıyoruz, milletin de gözüne sokmamız lazım bunu” mantığıyla iş ürettiğini söylüyor. Buna karşın işin ruhani ve/veya estetik yönünden zevk alıp bu işi içten ve kaliteli bir şekilde sürdüren de birçok sanatçı olduğunu ekliyor. Fakat hangi dürtüyle yapılırsa yapılsın geleneksel sanatlar üretiminin ihtiyaçtan çok daha fazla olduğunu belirten küratörümüz geleneksel sanatın da yeniliğe açık olması gerektiğini vurguluyor:

“Yenilenme emek gerektiriyor, fedakârlık gerektiriyor. Ama sabitlik güvenli. Geleneksel sanatlardaki durum bu. Bir yenilik ihtiyacı var. Her uğraşta bu böyle. Sanatı bundan ayrı tutarsak kendini yok etmeye başlar.”

Bienalin düzenlenme sürecinde küratörün en büyük uğraşlarından biri de geleneksel sanatların ‘klasikçileri’ni alışık olmadıkları yeni yönlere çekmeye çalışmak veya en azından onlarla uzlaşmaya çalışmak olmuş. Bu uzlaşının izlerini mekanlardaki küratöryel tercihlerden de okumak mümkün. Mesela Süleymaniye ve Yeni Cami gibi mekanlarda neredeyse sadece hat ve tezhip örnekleri varken Nuruosmaniye Mahzeni, Darphane-i Amire ve II. Beyazıt Hamamı’nda enstalasyonlar ve geleneksel sanatların birçok değişik çağdaş yorumu yer alıyor.

Kula’nın deyimiyle “kardeşim, müsaade edin de rahat rahat işler yapalım” diyen sanatçılar, bienalin önemli bir kısmını oluşturuyor ve birçok sergi mekânda ağırlıkları hissediliyor.

Solda, Ümmühan Çelikkaya, Evrenin Oluşumu (Mekan: Nuruosmaniye Mahzeni). Sağda, Küçük Mustafa Paşa Hamamı'ndaki yerleştirmelerden biri. Bienal sırasında birbirinden güzel ve özel yerlerin kullanılması benzeri mekanların özel şirketlere peşkeş çekilmesi yerine kamu yararına kullanılmasının önünü açabilir.

Solda, Ümmühan Çelikkaya, Evrenin Oluşumu, Nuruosmaniye Mahzeni). Sağda, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’ndaki enstalasyonlardan biri. Bienal sırasında birbirinden güzel ve özel yerlerin kullanılması benzeri mekanların özel şirketlere peşkeş çekilmesi yerine kamu yararına kullanılmasının önünü açabilir.

 

Sanat Siyaseti

Yeditepe Bienali ilk duyulduğunda, AKP’nin ‘egemenlik kuramadığı,’ kendi alternatifini üretemediği sayılı alanlardan biri olan çağdaş sanata bir müdahalesi olarak algılayanlar oldu. Bunun en büyük nedenlerinden biri olarak da Cumhurbaşkanlığı’nın etkinlik sponsoru olması gösterilebilir. Afiş, internet sitesi, kitapçık gibi görsel alanların tamamında bienalin “Cumhurbaşkanlığı himayelerinde” olduğu ön plana çıkarıldığı gibi, bienalin açılışını da zaten Tayyip Erdoğan yaptı.

Küratör Serhat Kula ise bienalin böyle bir müdahaleyle hiçbir alakasının olmadığını vurgulamakla birlikte zaten devletin çağdaş sanata müdahale edecek, anlayacak bir kapasitesi olmadığını da ekliyor. Kula’ya göre “devletin tek bir tarafa [geleneksel sanatlara] destek veriyor gibi görünmesi” de ayrıca hoş değil.

İktidarın çağdaş sanatı ele geçirme ihtiyacının olup olmaması da sorulabilecek başka bir soru. Türkiye’nin en önemli çağdaş sanat etkinliği olarak adlandırabileceğimiz İstanbul Bienali örneğine baktığımızda, Avrupa ve Amerikalı yatırımcılara, siyasetçilere, turistlere ve kültür çevrelerine İstanbul’un bir ‘cazibe merkezi’ olarak pazarlanmasındaki gerekli rolü suya sabuna dokunmadan oynayan vasat bir etkinlik görmek mümkün. Tayyip Erdoğan’ın yerli, milli ve dindar bir gençlik yetiştirme hayalini, ülkedeki kutuplaşmayı, yolsuzluğu, baskıyı, bu coğrafyadaki katliamları, zorunlu göçleri sorgulayamayan, tuzlu su ve komşuluk üzerine düzenlenen bienallerin iktidarı rahatsız edebileceğini düşünmek biraz gülünç olur.

Takvim gazetesi, Tayyip Erdoğan'ın sözlerini "önemli mesajlar" olarak adlandırmış. Önemden ziyade, ne böyle güzel bir sanat etkinliğine ne de bir cumhurbaşkanına yakışmayan sözler demek daha doğru olur herhalde.

Takvim gazetesi, Tayyip Erdoğan’ın sözlerini “önemli mesajlar” olarak adlandırmış. Önemden ziyade, ne böyle güzel bir sanat etkinliğine ne de bir cumhurbaşkanına yakışmayan sözler demek daha doğru olur herhalde.

Dışarıdan bakıldığında, İstanbul ve Yeditepe bienallerinin devletle olan ilişkilerinin birbirlerinden çok da farklı olmadığını söyleyebiliriz. Fakat 30 yıllık bienal geçmişi ve sinema, tiyatro, müzik gibi farklı alanlarda düzenlediği muhteşem festivaller sonucu sahip olduğu tecrübeyle de İKSV’nin kültür alanında Türkiye’nin en iyisi olduğu aşikâr.

Milletvekili seçimleri için belediye başkanlığından istifa etmeden hemen önce Fatih Belediye Başkanı olarak “Venedik Bienali’nde bir Türk pavilionu söz konusu olursa eminim 2018 ve 2020’den sonra muhatabı Yeditepe olacaktır” diyen Mustafa Demir’in gülünç ve dar bakış açısından yola çıkıp İKSV-Yeditepe karşıtlığı yaratmanın bir anlamı yok. Aksine, Yeditepe Bienali’nden ortaya çıkabilecek kurumsal bir yapı, uzun vadede, henüz İKSV’nin el atmadığı geleneksel sanatlar alanında son derece faydalı işler yapabilir.

 

Yaman Kayabalı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.