Osmanlı’da Mü-Cevher

Günümüzde mücevher ister istemez kadını çağrıştırıyor. İnce bir boyun, üzerine değerli renkli taşlar, narin bir bilek veya upuzun küpeler… Halbuki, Osmanlı döneminde mücevher hem kadın hem erkeklere hitap eden aksesuar olarak algılanmaktadır. Ve hatta enteresandır ki, Osmanlı döneminin kadın mücevherlerinden sadece çok azı günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.

Cevher sergisi, Sadberk Hanım Müzesi’nin açılışının 35. yılı şerefine, kendi koleksiyonunda bulunan mineli ve murassa eserlerin tanıtılması amaçlanarak düzenlenmiş. Sergiyi 31 Mayıs’a kadar gezmeniz mümkün ve kesinlikle tavsiye edilir.

Kemer (Mercan detaylı)

Kemer (Mercan detaylı)

Müzenin arkeoloji bölümünün en alt katında konumlanmış bu sergi, buram buram tarih koksa da; popüler kültürün hayatımıza soktuğu Muhteşem Yüzyıl, Kösem gibi diziler sayesinde bir o kadar da tanıdık geliyor. Sergilenen eserler arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun kuyumculuk beğenisini yansıtan elmas, zümrüt ve yakut gibi değerli taşlarla süslenmiş murassa eşyalar ile ince işçilikleriyle birer mücevher niteliği taşıyan mineli eserler bulunmakta. Benim favorilerim ise; kemer tokaları, fincan zarflı kahve takımları, sakızlıklar, şerbetlikler, cep saatleri, yelpazeler, çantalar ve broşlar oldu.

Kahve takımı

Kahve takımı

Serginin girişinde kemer tokaları izleyiciyi karşılıyor, arkasından beni kalbimden vuran kısım geliyor: kahve! 16. yüzyılda Kanuni döneminde, kültürün bir parçası haline gelen kahve servisi, misafirliklerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş ve adeta bir tören gibi akdedilmiş. Kahve takımları sadece fincanlar ve tabaklarla sınırlı olmayıp, fincan zarfları, lokumluk ve şerbetliklerle zenginleştirilmiş ve hatta tütün içmeye yarayan çubuklarla tamamlanmış. İnanılmaz bir işçilikle, çok zevkli olarak tasarlanmış bu parçalara uzun uzun bakarak, kullanmanın hayalini kurdum.

Tavuskuşu ve devekuşu tüylerinden ve kaplumbağa kabuğundan yapılıp, gümüş ve elmasla süslenmiş bir Osmanlı yelpazesi

Tavuskuşu ve devekuşu tüylerinden ve kaplumbağa kabuğundan yapılıp, gümüş ve elmasla süslenmiş bir Osmanlı yelpazesi

Serginin devam eden kısımlarında, cep saatleri, kutular, nişanlar bulunmakta. Ve yine en çok beğendiğim kısımlardan biri ile tamamlanmış sergi: çantalar ve yelpazeler! Klimaların bulunmadığı o dönemde yelpaze önemli ve kullanışlı bir icat olsa gerek. Büyük ve değişik kuş tüylerinden yapılmış bu yelpazelere altın ve değerli taşlar eklenerek daha da değerli bir hale getirilmiş.

Pırlanta ve safirle süslenmiş, altından yapılmış bir Osmanlı çantası

Pırlanta ve safirle süslenmiş, altından yapılmış bir Osmanlı çantası

Çantaların boyu, komik bir şekilde çok küçük. Yani akıllı telefonum bize sığmaz… Acaba o zamanlar içine ne koyuyorlardı diye düşündürdü beni. Mendil ? Kağıt para ?? İçine koyduklarından çok dışına önem verdikleri aşikar. Tamamen altın ve pırlantadan yapılmış çantalar oldukça göz kamaştırıyor.

Serginin bitmesine daha çok var, ancak ben çok geciktirmeden gezin derim!

 

Not: Sadberk Hanım Müzesi’nde 4-12 yaş arasındaki çocuklara ebru eğitimi veriliyor. Önceden randevu alarak çocuklara bu deneyimi yaşatmak ve Türk sanatlarının yok olmamasına yardımcı olmak mümkün! Yaş sınırını bahane etmeksizin bana da azıcık süre ayırıp ebru yapmama izin veren müze eğitmeni Gökçe Bey’e teşekkürü ayrıca borç bilirim!

Benim yaptığım ebru çalışması :))

Son olarak da benim yaptığım ebru çalışması :))

 

Betsy Penso

betsypenso92@hotmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *