Geçmişte bir Gelecek: Zero

Sabancı Müzesi’nde Eylül ayından beri izleyiciye açık olan Zero sergisine ancak Aralık ayında gitme imkanı buldum. Sergileri kalabalıkken gezmeyi sevmiyorum, yalnızken istediğim ilgiyi gösterebiliyorum eserlere. Birileriyle birlikteyken, acaba hızlı mı geziyorum, acaba yavaş mıyım ve herkes beni mi bekliyor, acaba gördüğüm eserler hakkında yorum yapmalı mıyım, acaba yorum yaparsam çok mu antipatik görünürüm düşüncelerinde boğulmaktan kimi zaman sergiye tamamıyla konsantre olamıyorum. Bir Cumartesi sabahı yaptığım Sabancı müzesi yolculuğumda, müze olması gereken dolulukta ve huzurdaydı.

Ne yalan söyleyeyim çok büyük önyargılarla gittim sergiye.. Bazı arkadaşlarımın ‘hiç bir şey yok,’ ‘oradaki eserleri ben de yaparım.’ dolduruşuna gelsem de sergiye bir şans vermem gerekiyordu, sonuçta Zero akımı hakkında en ufak bir fikrim yoktu; sadece İstanbul’un her yerini süsleyen reklam posterlerini görmüştüm.

Zero

Öncelikle söylemem gereken şudur: bir eser hakkında düşünürken, onu kendi akımının içinde değerlendirmek gerekir. Nasıl Salvadore Dali’yle Ingres’i karşılaştırmıyor, nasıl Pablo Picasso ile Delacroix bu denli farklıysa; Zero’da gördüğümüz/öğrendiğimiz sanatçıları da kendi akımı içerisinde değerlendirmek gerekir. Yani beğenmediğiniz şey; eser seçimi mi? Onca güzel eser varken Sabancı Müzesi kalkıp en vasıfsızlarını mı getirmiş ? Veya akımı mı beğenmediniz? Ancak bunu diyebilmek için o akımı gerçekten tanımak, felsefesini kavramak gerekir bence. Hele eserlere şöyle bir bakıp, bunun aynısını ben de yaparım demek… En kabul edemediğim… Mesele görüp yapmak mı, yoksa özgünlük mü? Madem yapabilirsin, yap bakalım. Konuşmak ne kolay…

Zero Sabancı

Boğaza karşı sanat.

Sergiyi gezmeyi planlayanlar için de hatırlatma: son günleri.

Sergiye hakim semboller, renkler var. Mesela sergiye ve akıma ismini veren ‘0’. Bir düzen içerisinde 0’ı birçok eserde görmeniz mümkün. Bu, tuval üzerine boya, püskürtme veya isle yapılmış kocaman bir 0 da olabilir. Konu ‘is’e gelmişken; tüm eserlerin nasıl yapıldığını oturup düşünmek gerek. Bir tanesini bire bir video ile göstermişler; iyi ki de göstermişler. Tuvale çizilen kocaman bir çemberin içerisini yerleştirdiği düzenek yardımıyla bir çok mumun çıkarttığı duman ve alevle siyah yapıyor bir sanatçı mesela. Eserin kendisini gördüğümden nasıl yaptığını anlamamıştım; düşününce de aklımın ucundan bile geçmemişti. Özellikle bu açıdan, yeni bir şey yaratmak isteyenler için güzel fikirler ortaya çıkarabilecek bir sergi.

Zero Sabancı

Parlak renkler, özellikle gümüş ve altın rengi, birçok eserde kullanılmış. Özellikle gümüş rengiyle uzayı, altınla güneşi resmetmeye sembolleştirmeye çalışmışlar. Kimi videolarda, kendi dönemlerinde olan önemli olaylara gönderme yapmışlar; bunlardan en çok yer eden de hiç şüphesiz ki uzaya yollanan araçlar ve Ay’a yapılan ilk seyahat. Bir de kimsenin dilinden düşmeyen renkli ve hareketli yıldızlar mevcut; ki bu eser oldukça yeni tarihli. Şişme kaydırak malzemesiyle yapılmış kocaman ay çiçekleri düşünün. Ama gerçekten o anda şişirilip söndürülüyor, adeta Güneş doğunca açan ve gidince sönen ay çiçekleri gibi.. Canlı gibi.. Bunlar yıldızları sembolize ediyormuş, çiçek olmalarını tercih ederdim…

Zero Sabancı

Sergiye hakim bir diğer materyal ise ‘çivi’. Tuvallerde veya bizim tuval olarak adlandıramayacağımız formlardaki düzenekler üzerine homojen olarak veya kasıtlı olarak bir gölge vermek veya şekil oluşturmak amaçlı ayrık olarak sabitlenmiş çiviler mevcut. Bu tarz eserlerin göze oldukça hitap ettiğini düşünsem de, zaman zaman vermeye çalıştığı mesajı yakalayamıyorum. Ancak yorumladığım kadarıyla bu çiviler ve karartılar savaş dönemi yaşamış çocukların korkularını, depresyonlarını ve yaşamlarını bir nebze olsun yansıtmaya çalışıyor. Çivili eserlerden bir tanesi ise yaklaşık 1.5 metre yüksekliğindeki 4 bacaklı bir masaydı. Boyu sebebiyle altından geçmek mümkün, ancak masanın yüzeyinde sarkıtlar halinde duran çiviler aşağıya doğru sarkmakta.. Ne kadar bir sanat eseri olduğunu bilsem ve bana zarar vermeyeceğine inansam da, korkup altından geçemedim. Demek ki bende hedeflediği duyguyu oluşturmuş. Altından geçmek demişken, içinden geçilmesi mümkün enstalasyonlar bulmak mümkün bu sergide. Fotoğraf çeken çılgın Instagram gençliğinin kaçırmadığı bir sergiydi… Eserlere bakmadan sadece fotoğraf çekenleri bizzat gördüm. Bu sevdayla gezmek güzel de, keşke birazcık da görseler diye iç geçiriyorum.

Zero Sabancı

Fotoğraf çağına en güzel hediye ise Sabancı Müzesi’nden gelmiş. Sergi çıkışında Twitter aracılığıyla çalışan bir fotoğraf makinesi bulunuyor. Üst üste 5 fotoğraf çekip gif’inizi oluşturup size gönderiyor. Güzel düşünülmüş, sevdik.

Sabancı Müzesi’yle ilgili genel tavsiye ise: MüzedeChanga’da alkolsüz Satsuma içmek, terasından manzara izlemek, Boğaz’ı içine çekmek…

Yurtdışında karşıma çıksa bu sergiye vakit harcamazdım muhtemelen. ama sonuç olarak, ayağımıza kadar gelmişken gezilecek bir sergi.

 

Betsy Penso

betsypenso92@hotmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *