Bienal Üzerine Öttürmeler

Bu yazıyı bir önceki yazıma gelen yorumlara cevap olarak yazıyorum. Herkese teker teker cevap yazmaktan daha hızlı ve verimli olacaktır diye umuyorum.

Öncelikle yazıya aldığım yorumların miktarının beni şaşırttığını söylemeliyim. Bienal hakkında bu kadar aktif olarak düşünen ve yazan olduğunu bilmiyordum. Düşüncelerinize katılsam da katılmasam da Türkiye’deki sanat meraklılarının sevdikleri bir etkinliğe bu denli sahip çıkması (bazıları bunu yaparken ipin ucunu kaçırmış görünüyor, mesela Pınar Morpınar isimli şahıs bana ‘ecdadını siktiğim’ demiş) veya eleştirmesi gerçekten sevindirici.

tuzlu su

Bienali görmeden atıp tutmak

Öncelikle cevap vermek istediğim eleştiri bienale gitmemiş olmamla ilgili gelenler. İstanbul dışında yaşıyorum ve gitmek istediğim halde bir şekilde zaman bulup İstanbul Modern, Galata Rum Okulu ve meşhur Büyükada sergilerine gidemedim. Vault Karaköy ve Salt Galata’daki işleri görmüştüm ama ne işleri beğendim ne de bienalin “kavramsal çerçevesi” olan tuzlu suyla bir alakalarını bulabildim. Zaten bienalin çok ufak bir bölümünü oluşturdukları için de yazımda onlardan bahsetmedim.

Eleştirilerin çoğu, “bienale gitmemişsin birader ne konuşuyorsun” şeklinde. Şu şekilde konuşuyorum: ben bienalde sergilenen işlerle ilgili bir şey yazmadım, bienalin kavramsal çerçevesinin tamamen anlaşılmaz ve gülünç bir dilde yazılmasından bahsettim. Ayrıca Türkiye’nin mevcut durumu bir lağım çukurunu andırırken, sanki Fransa’da veya İngiltere’de yaşıyormuşuz gibi bienalin ana temasının Tuzlu Su üzerine kurulmasını ahlaksızca bulduğumu söylemeye çalıştım.

Bu yazdıklarım, bienalde ‘görmediğim’ işleri eleştirmek anlamına gelmiyor tabi ki. Belki çok iyi işler vardı ve ciddi konulara da değiniyordu. Bunu yapan sanatçıları tebrik etmekten başka yapacak bir şey yok. Fakat bu durum, bienali düzenleyen topluluğun oluşturduğu “kavramsal çerçeveyi” ve bu çerçeveyi anlatırken yazdıkları birtakım tuhaf cümleleri beğenmek zorundayım anlamına gelmiyor. Ve bienale gitmediğim için de bu tarz komiklikleri kabul edecek halimiz yok.

Bienal metninde yer alan, Bunu, açık denizlerde, düz yüzeyler üzerinde parmak uçlarımızla yaptığı gibi, sualtının derinliklerinde, kat kat şifrelemeler açılmadan önce de yapıyor” gibi cümlelere kimsenin maruz kalmasına gerek yok. İKSV’nin Türkçe’yi daha iyi kullanabileceğine inanıyorum.

Türkiye’nin en önde gelen sanat kurumlarından biri olan İKSV’den daha iyisini beklemek herkesin olduğu gibi benim de hakkım. Nitekim İstanbul Bienali’de kamusal bir etkinlik ve daha iyi düzenlenmesini herkes gibi ben de isteyebilirim.

 

Sığ eleştiri 

Bir grup yorum, fazla sığ yazdığımdan bahsetmiş. Felsefe, sosyoloji, politika ve psikolojiye değinmemişsin yazıp, Foucault’dan bahsedenler olmuş. Bu tarz yazılar E-skop gibi yerlerde var. Foucault’lu Deleuze’lü (Deleuze için Ali Akay’a da gidilebilir tabi) bienal yazıları arıyorsanız başka yerlere bakabilirsiniz. Entelektüel mastürbasyonu veya laf salatasını gerekli görmüyorum. Bienalleri, sergileri, müzeleri veya çağdaş sanatı, birçok kişinin ‘sığ’ olarak eleştirdiği, benim ‘basit’ demeyi tercih ettiğim bir dille yazıp konuşabileceğimizi düşünüyorum.

Kimsenin bu kadar iş güç içinde bienal hakkında ufak bir yazı okurken Foucault’yla zaman kaybetmesine gerek yok. Daha ‘akademik’ incelemeler için başka yerlere bakılabilir.

Bir önceki yazıma yorum yapan Meltem “Bir sanat eseriyle ilgili bir eleştiri yapacaksanız bunu o yerdiğiniz akademik dille ve bilginizle örneklemeler yaparak yapmanız gerekiyor,” demiş. Hiç de gerekmiyor, nereden çıkardınız? Bir bienal veya sergi hakkında sokakta konuştuğum gibi konuşabilirim, yazabilirim. Kaldı ki akademik dili de yermedim. Bienal metnindeki cümleler akademik değil, bozuk Türçe’yle yazılmış bir grup saçmalıklar zinciriydi.

Meltem başka bir cümlede “bence de Gezi eylemleri yüzyılın en güzel performans sanatıydı” demiş. Gezi içinde sanatsal denebilecek birçok performans olsa da ben Gezi’yi bir performans sanatı olarak görmüyorum. Fakat buradaki nokta, Gezi gibi olayların insanları bir bienalden çok daha fazla etkileme gücü olması. Zaten bu nedenle kamusal alanı konu alan 13. İstanbul Bienali Gezi’nin hemen sonrasına gelmesiyle büyük bir hayal kırıklığı olarak gölgede kaldı. Bir bienalin insanları gerçekten etkilemesini ve lağım çukuruna dönüşen memleketi eleştirerek düzeltmeye çalışmasını beklemek yanlış mı? Bence değil. Ve bienaller Tuzlu Su gibi temiz, steril kavramlar üzerine düzenlendiği sürece bir faydaları olacağını düşünmüyorum.

Bir bienalden fayda beklemek yanlış diyebilirsiniz. Ben bekliyorum çünkü içinde bulunduğumuz durumun vahametini anlamak için siyasi veya toplumsal direnişin hayatın her alanına yayılması gerekli. Sen tuzlu sudan vapurdan falan bahsediyorsun, adam inşaat atıklarıyla denizi doldurup tarihi yarımadanın şeklini değiştiriyor. Sen bienalin kavramsal çerçeve metnini İngilizce okuyup çok mantıklı derken, komşunun çocuğuna ilkokulda Arapça öğretmeye çalışıyorlar. Sen kavramsal düşünce diyorsun, adam Türkçe felsefe yapılmaz demekle kalmayıp, Amerika’yı Müslümanlar keşfetti, Küba’ya cami yapmalıyız gibi şeyler sayıklıyor. Ülke sistematik cehalet altında çürürken bienal hakkında yazılmış bir yazıyı sığ bulmak mümkün tabi ama sermaye destekli sanat dünyasından daha eleştirel işler talep etmenin daha faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Sanat tarihi eğitimi ve küstahlık

Bir grup eleştiri de sanat tarihi eğitimi aldığım için daha ‘derin’ bir yazı yazabileceğimi belirtmiş. Sanat tarihi eğitimiyle, bienal hakkında yazı yazmak arasında pek de bir alaka olmadığını söylemem gerekiyor. Sanat tarihi eğitiminin, öğrencinin ve okulun tercihlerine göre Japon tahta baskıları, ortaçağda vitraylı cam üretimi veya Rönesans İtalya’sında baskı teknikleri gibi derslerden oluşabildiğini, ve çağdaş sanat etkinliklerinin sanat tarihinden çok, güncel sanat pazarı ve dünyası gibi akademik (böyle bir eğitime akademik demek ne kadar doğru o da ayrı bir tartışma konusudur) programlarla alakalı olduğunu belirtmek isterim. Yani, bienal hakkında çeşitli yorumlar yapmak için ne sanat tarihi eğitimine gerek vardır ne de sanat tarihi eğitimi almak daha iyi veya ‘derin’ yazı yazabilmek anlamına gelir.

Her şeyin üstüne bir grup insan da beni küstahlıkla suçlamış. Neden küstahlıkla suçlandığımı anlamamakla birlikte, yazdıklarımdan alınanların affını talep ederim.

 

Yaman Kayabalı

8 Comments Bienal Üzerine Öttürmeler

  1. bbb

    He holds an MA in Art History and Museum Curating from University of Sussex and a BA in Social and Political Sciences from Sabancı University ihihih

    Reply
  2. Fikret Halıcı

    Dikkat edersek deniz kuşları (örn: martı) tuzlu su içebilirken, güvercin veya karga gibi kara kuşları içemiyor. Bence burda önemli olan nokta karga ve güvercinin memeli hayvan yaşam tarzına benimseyişler yaşayışı. Dediklerine harfiyen katılıyorum.

    Fikret

    Fikret

    Reply
  3. hayrettin conge

    Tam bieanalin duyuru zamanı, Kurbağalı dere kıyısından yogurtcu parka yürüyorum. Dere fokurduyor. Tuzlu su beanali ise bundan uzakta. Oysa derenin denizle buluştuğu yerde de yapabilselerdi bir etkinlik cok anlamli olurdu velakin kokuya dayanmak zordur

    Reply
    1. Mfk

      Kesinlikle haklı bir talep. Böylelikle bienal sanatçılarının en azından bir kısmı aynı atmosferi yaşamış olurlardı.

      Reply
  4. Fusun Nebil

    Size katılıyorum. Hem anlaşılmaz cümleler yazarak sanatsal hava yaratıyormuşmuş gibi saçmalığa, hem de tuzlusu vs gibi bir konu seçmenize.. dile getirdiğiniz ve kral çıplak dediğiniz için de tebrikler..

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *