MİMAR SİNAN VE MİMARİ DEHANIN REZİL EDİLDİĞİ SERGİ

İstanbul’un en güzel yapılarından biri olan Tophane-i Amire’de açılan Mimar Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri isimli sergi sadece akademik açıdan değil, sergi tasarımı, sergilenen içerik ve genel ziyaretçi deneyimi açısından da maalesef son derece kötü.

Sergide yer alan minik maketlerden bazıları. Soldaki iki caminin önünde isimlerinin yazdığı etiketler var. Diğer camilerinki nerede?

Sergide yer alan minik maketlerden bazıları. Soldaki iki caminin önünde isimlerinin yazdığı etiketler var. Diğer camilerinki nerede?

Sergilenen içerik vasat. Sergi hazırlığı ise dikkatsiz ve baştan savma bir şekilde yapılmış. Ciddi ve akademik bir sergiden ziyade ilkokul ödevi seviyesinde bir içerik ve büyük bir özensizlikle karşı karşıyayız. Bu kalitesizliğin en büyük nedenlerinden biri de İstanbul’da moda olmaya başlayan, herhangi bir akademik kalite gözetmeksizin, ziyaretçi deneyimi dikkate alınmadan yapılan, bilet satışlarından ve şirket sponsorluklarından para kazanmaya çalışan etkinlik şirketlerinin düzenlediği yeni bir sergi türünün peydahlanması. Mimar Sinan sergisi de bunlardan biri.

Fakat Tophane-i Amire gibi fevkalade bir mekanda böyle kalitesiz bir serginin açılabilmesi sadece sergiyi düzenleyen All Events şirketinin hatası değil. Tophane-i Amire’nin yönetimini yürüten Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin (MSGSÜ) yönetiminin de bu tarz sergiler açılmasında payı son derece büyük.

Nitekim daha 2013 yılında Tophane-i Amire’de açılan Joan Miro sergisindeki işler sahte çıkmış, bu skandalla birlikte sergi kapatılmış ve Tophane-i Amire’nin sergi programından sorumlu MSGSÜ rektör yardımcısı Caner Karavit görevinden istifa etmişti.

‘Himayeciler’ panosu ve çalışmayan bir ekran.

‘Himayeciler’ panosu ve çalışmayan bir ekran.

Şehir içindeki konumu ve binası bu kadar güzel olan ve üstelik bir devlet üniversitesi tarafından kullanılan Tophane-i Amire’nin layıkıyla yönetilmesini talep etmek sanatla ilgilenen her vatandaşın hakkı ve hatta belki de görevi. Bu nedenle ne MSGSÜ’ye ne de Tophane binasına yakışmayan, üstelik bilet ücreti 19 TL olan Mimar Sinan sergisi hakkındaki iyi kötü her türlü görüşün kamuoyuyla paylaşılması son derece önemli.

The Magnificent Himayeciler

The Magnificent Himayeciler

Sergideki bölümlerden biri Sinan’ın hamilerinden bahsediyor. Fakat ilginç bir şekilde hami yerine ‘himayeci’ olarak adlandırılmışlar. Bu bölümde her hami için birkaç satırlık kişilik özelliği, hamilik özelliği ve yaptırdığı bina türleri yazılmış. Burada dikkatimizi çeken şey de Kanuni’nin kişilik özellikleri arasında yer alan ‘The Magnificent’ ibaresi. Daha önce The Magnificent diye bir kişilik özelliği duymuş muydunuz?

Türkçesi ‘muhteşem’ olan ‘Magnificent’ kelimesi Avrupa ülkelerinde Kanuni Sultan Süleyman için kullanılan bir sıfatın İngilizcesidir, bir kişilik özelliği değildir. Üstelik ‘magnificent’ kelimesinin bir kişilik özelliğini olmadığını bilmek için de akademisyen olmaya gerek yoktur. Dahası, Sultan Süleyman Türkiye’de Kanuni ünvanıyla bilinir, ‘Magnificent’ kelimesinin ne İngilizcesi ne de Türkçesi onun bu coğrafyadaki popüler ünvanları arasında yer almaz.

Solda, bir grafiker hatası ve sağda, ziyaretçiyi soru işaretleri içinde bırakan bir tablo.

Solda, bir grafiker hatası ve sağda, ziyaretçiyi soru işaretleri içinde bırakan bir tablo.

Sergide genel bir özensizlik mevcut. Buna örnek olarak gösterilebilecek sergi panolarından birinde yer alan Süleymaniye külliyesi çiziminin üzerine taşan bir “Sultan II. Selim” yazısı var. Yazı binanın üzerine denk geldiği için rahat okunamıyor. Ayrıca yazının yer aldığı pano çok karışık ve rahat anlaşılmıyor.

Serginin başka bir bölümünde ise Sinan’ın sadece mimar olmadığını anlatmaya çalışan ‘Hangi Sinan’ başlıklı bir pano var. Bu panodaki yazıda Mimar, Yeniçeri, Marangoz, Kaptan ve Çevreci kelimelerinin sonuna rakamlar yerleştirilmiş. Fakat bu rakamların neye tekabül ettiğini anlamak mümkün değil. Aynı panonun sol altındaki boş alana yazılan 1, 2, 3, 4 rakamlarının ne olduğu, ne anlama geldiği de serginin gizemleri arasında. Bu bölümde karşılaştığımız daha ilginç bir şey ise Sinan’ın bir ‘Çevreci’ olarak adlandırılması. 16. yüzyılda ne Osmanlı’da ne de dünyanın başka bir yerinde var olmayan ‘Çevrecilik’ bilinci ve kimliğinin anakronik bir şekilde Sinan’a atfedilmesi sergide yer alan akademik hatalardan başka biri.

Yenilikçi ve Mühendislik Dehası Sinan

Yenilikçi ve Mühendislik Dehası Sinan

Başka bir panoda Sinan’ın “yenilikçi” bir mimar olduğu iddia ediliyor. Bu başlığın altındaki ilk cümledeki anlatım bozukluğunun yanı sıra, Sinan’ın mimarisi anlatılırken ‘şehrin anlamıyla’ bütünleşen bir dış mekan yarattığından bahsedilmiş. ‘Şehrin anlamı’nın ne olduğunu çözmek ise herhalde biz ziyaretçilere bırakılmış.

Serginin tamamına yayılan başka bir sorun ise mimariyle ilgili verilen bazı teknik terimlerin kesinlikle ziyaretçilerin anlayabileceği bir şekilde anlatılmaması. Mesela bir cümlede ‘T tipi plandan’, ‘kubbeli yapılar için daha rasyonel taşıyıcı çözümler içeren merkezi planlı camiler’den bahsediliyor. Peki ‘T tipi plan’ veya ‘merkezi planlı camiler’ nedir? Osmanlı mimarlığına dair eğitim almamış bir ziyaretçinin bu terimleri anlaması mümkün mü?

Benzer bir şekilde, aynı bölümün son cümlesinde Sinan’ın ‘Şehzade Camisi’nde kendisinden önceki dolu duvar geleneğini yıktığı’ yazılmış. ‘Dolu duvar geleneği’ ne demek? Bu geleneği nasıl yıkmış? Bunu Şehzade Camisi’nin neresinde görebiliriz? Maalesef bunların cevapları da belli değil.

Başka bir soru işareti de Sinan’ın mühendislik dehası olduğunu iddia eden bölümde yer alıyor: ‘Büyük kubbeleri başarıyla ayakta tutan strüktür ile arazi ve suyun kullanımındaki parlak çözümleriyle su kemerleri Sinan’ın yüzyılını aşan mühendisliğin ürünleridir.’ Halbuki bu cümlede bahsi geçen kubbeyle su kemerinin hiçbir alakası yok. Su kemerleri kubbeli yapılar değil. Üstelik Sinan’dan 1600 yıl önce Roma İmparatorluğu’nun dünyanın farklı birçok yerinde kullandığı su kemerleri varken Sinan’ın nasıl ‘parlak’ çözümleri olduğu ve nasıl ‘yüzyılını aştığı’ anlatılmıyor.

Solda, sergi salonu girişindeki kablolar ve şarja takılı bir cep telefonu. Sağda ise tek kubbe adı verilen ikinci sergi salonunda yarısı çalışmayan duvar projeksiyonu.

Solda, sergi salonu girişindeki kablolar ve şarja takılı bir cep telefonu. Sağda ise tek kubbe adı verilen ikinci sergi salonunda yarısı çalışmayan duvar projeksiyonu.

Sergide genel bir özensizlik mevcut. Bunun örneklerinden biri de tek kubbe adı verilen ikinci sergi mekanının girişinde görülüyor. İçeri girdikten sonra sağ tarafta, yerde birtakım elektrik kabloları var ve bu kablolardan birinin ucundaki prizde ise sergide çalışan özel güvenliğin cep telefonu şarj edilmekte. Esasında sergi alanlarının böyle rahat ve farklı amaçlar için kullanıma açık olması hoş bir durum fakat müzelerde böyle şeyler görmeye alışık olmayanlar için şaşırtıcı bir sahne olabilir.

Tek kubbe sergi salonunun muazzam kubbesinde Sinan sergisiyle ilgili bir video gösterimi var. Bu gösterimde muhtemelen Sinan camilerinin kubbeleri duvara yansıtılıyor. Muhtemelen diyorum çünkü ben sergiyi gezdiğimde projeksiyonun yarısı çalışmıyordu ve duvara yansıyan görüntüler pek anlaşılmıyordu.

Sergi sonu sürprizimiz. Sinan’ın çağından bugüne İstanbul’un nasıl bozulduğunu gösteren bir video. Sergi sponsoru THY, sponsor olduğunu göstermek için kendini serginin içine son derece sakil bir biçimde yerleştirmiş.

Sergi sonu sürprizimiz. Sinan’ın çağından bugüne İstanbul’un nasıl bozulduğunu gösteren bir video. Sergi sponsoru THY, sponsor olduğunu göstermek için kendini serginin içine son derece sakil bir biçimde yerleştirmiş.

Sergide Mimar Sinan’ın döneminden sergilenen herhangi bir obje yok. Aslında Sinan’ın dönemi dışında da bazı ufak maketler ve büyük bir Kılıç Ali Paşa Camisi maketi hariç sergilenen neredeyse hiçbir şey yok. Sergi adı verilen etkinlik bilgi panolarından, birkaç tane televizyondan, iPad ekranlarından ve bir video projeksiyonundan ibaret. Hal böyleyken bir ziyaretçi olarak sergi ücretinin neden 19 TL olduğunu anlamak pek de mümkün değil.

Panolara yansıtılan Matrakçı Nasuh minyatürleri net değil. Kim tarafından çizildikleri veya nereyi betimlediği yazılmamış.

Panolara yansıtılan Matrakçı Nasuh minyatürleri net değil. Kim tarafından çizildikleri veya nereyi betimlediği yazılmamış.

Serginin belki de en temel sorunu Osmanlı tarihinin en çok araştırılan ve üzerinde sayısız akademik çalışma yapılan karakterlerinden biri olan Sinan’a dair açılan bir sergide, küratörün Sinan uzmanı bir akademisyen değil, Tamirhane isimli mimarlık şirketinde çalıştığı sergi künyesinde belirtilen bir kişi olması. Sergi künyesinde küratör ve metin yazarı olarak belirtilen Didem Gürzap iyi niyetli çalışmış bile olsa, dünyanın önde gelen kültür kurumlarında ne sergisi düzenlenirse düzenlensin, konu hakkında uzmanlaşmış bir akademisyenin küratörlüğünde gerçekleşir.

Nitekim böyle yapılmadığında neler olduğunu gösteren ibretlik bir çalışma olmuş Tophane’deki Mimar Sinan ve Mimari Dehanın Şaheserleri sergisi. İşin başka ilginç bir boyutu da, serginin danışma kurulunda yer alan, Mimar Sinan ve yapıları üzerine birçok kitap ve makalesi bulunan Doğan Kuban’ın danışman olarak belirtilmesine rağmen ona hiç danışılmamış olması. Kuban, Mimar Sinan’la ilgili yapılacak her türlü çalışmaya danışmanlık yapmaya gönüllü olduğunu, bu sergi için de ona danışmanlıkla ilgili bir kağıt imzalatıldığı ama sonradan kimsenin sergi hakkında ona danışmadığını belirtti.

Solda, Hassa Mimarlar Ocağı Düzeni başlıklı pano ve birtakım minyatürlerin gösterildiği bir ekran. Hassa Mimarlar Ocağı Düzeni’ne dair hiçbir bilgi yok, minyatürlerin ne olduğu anlatılmıyor. Solda ise, Mimar Sinan Sözlüğü başlıklı bir pano. Ne bu panoyla, ne üzerindeki görselle, ne de Mimar Sinan Sözlüğü’nün ne olduğuyla ilgili hiçbir açıklama yok.

Solda, Hassa Mimarlar Ocağı Düzeni başlıklı pano ve birtakım minyatürlerin gösterildiği bir ekran. Hassa Mimarlar Ocağı Düzeni’ne dair hiçbir bilgi yok, minyatürlerin ne olduğu anlatılmıyor. Solda ise, Mimar Sinan Sözlüğü başlıklı bir pano. Ne bu panoyla, ne üzerindeki görselle, ne de Mimar Sinan Sözlüğü’nün ne olduğuyla ilgili hiçbir açıklama yok.

MSGSÜ rektörü Yalçın Karayağız imzalı sergi açılış davetiyesinde, bu serginin MSGSÜ Mimar Sinan Araştırma ve Uygulama Merkezi ve MSGSÜ Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık Bölümü ile Allevents’in işbirliği doğrultusunda gerçekleştiği yazılı. Türk akademisinin geleceği adına bu sergide MSGSÜ birimlerinin sadece grafik tasarım gibi teknik bir destek verdiğini umalım. Çünkü sergideki komik hatalar ve zayıf akademik içerik, sadece Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biri olan MSGSÜ’nün değil, hiçbir üniversitenin yapmaması gereken cinsten.

Serginin internet sitesinde (1) yer alan bir alıntıda da MSGSÜ rektörü Yalçın Karayağız’ın “Toplum olarak Sinan’a çok şeyler borçluyuz. Bu ağır borcu ödeyebilmek için, en azından ona layık olabilmeyiz.” sözlerini görüyoruz. Yalçın Bey bu sözleri ettiğinde henüz sergiyi gezmemişti herhalde. Nitekim Sinan gibi büyük bir yapı ustasına “toplum” olarak böyle bir sergiyle layık olabileceğimizi sanmıyorum.

İşin en üzücü kısmı da kültür ve sanat etkinlikleri konusunda kısırlık çeken ve yeterli devlet desteği bulunmayan Türkiye’de, özel girişimin para odaklı, son derece vasat bir sergiyi zaten fazla seçeneği olmayan Türk ziyaretçisine yutturmaya çalışması.

MSGSÜ’nün bundan sonraki sergilerinin böyle olmaması için gerekli önlemleri almasını ve Tophane-i Amire’nin fevkalade atmosferine yakışan sergiler gezmeyi umut etmekten başka çaremiz şimdilik yok gibi gözüküyor.

-.-

(1) http://www.mimarsinansergi.com/

 

Yaman Kayabalı

5 Comments MİMAR SİNAN VE MİMARİ DEHANIN REZİL EDİLDİĞİ SERGİ

  1. -

    Bence burada sanatçı Türkiye’nin Idealism-Oportunism-Absürdism tripartite motto’suna gönderme yapmış, ve çağdaş olarak varlığı olmayan bir ülkenin (elektriği doğru dürüst çalışmayan, teknolojiyi sadece satın almayı bilen, ama verimli kullanmayı bile beceremeyen) geçmişinin de kaybolacağını göstermek istemiş.

    Reply
  2. Mimar Sinan Sergisi

    AÇIKLAMA:

    Tarihimizin ve hatta dünyanın gelmiş geçmiş en iyi mimarlarından olan Mimar Koca Sinan’ın yeni nesillerce yeteri kadar bilinmediği düşüncesinden yola çıkarak O’nu ve dehasını 7’den 70’e tanıtmak misyonuyla gerçekleştirdiğimiz
    Mimar Sinan&Mimari Dehanın Şaheserleri Sergisi’ni Mimar Sinan’a duyduğumuz hayranlıkla hayata geçirdik.
    Mimar Sinan hakkında bu kadar kapsamlı bir sergide yaşanabilecek muhtemel aksaklıkların gözümüzü korkutmasına izin vermeden, maddi-manevi pek çok özveride bulunarak, serginin, hikaye tadında bir kurgu doğrultusunda, öncelikle Sinan’ı hiç tanımayan genç nesle hitap etmesini amaçladık.
    Olumlu-olumsuz tüm yorumlarınız, serginin bundan sonraki yolculuğunda bizler için değerli birer eleştiri mahiyetindedir.

    İlginiz için teşekkür ederiz.

    Sergi Yönetimi

    Reply
  3. Himmet Doğan

    Mimar Sinan Gözlüğü olabilir mi o Sözlük, anladığımdan değil, bir gözetleme kulesine, gözlüğe felan benziyor da.. :))

    Reply
  4. senem a.

    Kendini sergi kritiği yapabilecek yetkinlikte sanmak…
    Öncelikle hiç bir iş çok kötü veya çok iyi olamaz, tek yönlü yazılmış bir kritik ancak belki bahsedildiği gibi Türkiye entelektüel ortamında yazılabilecek bir kritik ancak. Yaman Kabadayı da kendini bu ortama eklemlemiş görünüyor.

    Sergi uygulamasının eleştirilecek pek çok yönü vardı. Nitekim mimari proje mükellefinin yaptığı mimari proje ve içerik daha önce Arkitera ve XXI’de yayınlanmıştı. Bunlar incelenirse uygulanan projenin bozularak bundan çok farklı bir noktaya getirildiğini anlamak zor değil. Özellikle bu iş için emek harcayanlar adına oldukça üzücü.

    Böyle bir yazı yazılmadan önce adını geçirdiğiniz insanlardan karşı görüş almak önemlidir. Hatta olmazsa olmazıdır habercilik dünyasının.

    Bu yazı bir sergi kritiğinden ve profesyonellikten çok uzak ve bilgi eksiklikleri ile dolu maalesef. Örnegin Sinan önemli bir şehirciydi… Bilginin nerden alındığı bile sorgulanmamış. Yazarın tabiriyle Yaman Kabadayı için rezil bir sergi kritiği olmuş maalesef. Kendisi de sergi küratörlüğüne soyunan biri olarak yanlış giden bir iş görünce fırsatı kaçırmak istememiş anlaşılan.

    Reply
    1. Insan

      Selamlar,

      Herseyden once sergi rezil bir sergi. Bunu bi kere daha belirtmek istiyorum. Gittim baktim ve cok kotuydu. hayatimda gordugum en rezil sergi bile olabilir hatta. Bu nedenden dolayi oncelikle yaziklar olsun sergiyi hazirlayan kuruma.

      Ama asil skandal olan sey serginin kendisi degil, burdaki asil skandal sevgili Senem hanim efendinin yorumu. Bence bu yorumu Turkiye’nin bir yansimasi olarak ele alabiliriz. Neden? Cunku oncelikle Senem dusunce ve ifade ozgurlugu nedir pek bilmiyor galiba.

      Eger bilseydi, internetin sundugu bedava ve nispeten bagimsiz, ozgur ifade alanlarindan yaralanan Yaman Kayabali’ya su cumleyi sarf etmezdi “Böyle bir yazı yazılmadan önce adını geçirdiğiniz insanlardan karşı görüş almak önemlidir. Hatta olmazsa olmazıdır habercilik dünyasının.”

      Senem, Yaman Kayabali’nin sitesinin hic bir yerinde “Yaman Kayabali bir gazetecidir, kuratordur, sergi elestirmenidir ” yazmiyor. Bu demek oluyorki sitenin kurucusu, sergilere giden ve bunlar hakkinda yazi yazmak isteyen bir dunya vatandasi olarak bir alan yaratmak istemis. Lakin yaratmis, cokta guzel olmus bence. Hatta bununla da kalmamis, diger insanlara demiski, “ben yaziyorum burda, siz de katilin, siz de yazin, hep birlikte bir seyler uretelim, yazalim cizelim”.

      Gazeteci olmayan insanlarin, yorum yapmaya hakki olmadigini dusunuyor Senem. O zaman ben de varsayiyorum ki kendisi profesyonel bir sergi elestirmeni. Yoksa oyle basi bos, sergi nedir elestiri nasi yapilir bilmeyen bir siradan insan olarak buraya girip yorum yapmazdi heralde. Simdi durum eger boyleyse, kendisi adete “cuk” diye oturmus Turkiye’nin bel alti vuran, gazetecilik disinda herseyi yapan medya camiasina. Onu da gectim, fikrini ozgurce beyan eden vatandaslara savas acmis diktator rejimine de uyum saglamis!!

      Bence cok abartmiyorum. Sunu soylemek, bagirmak, haykirmak, her yere “izinsiz” kazimak lazim: DUSUNCENI IFADE EDEBILMEN ICIN GAZETECI veya BILMEMNECI OLMAN GEREKMIYOR. Herkes hakediyor dusunduklerini ozgurce soyleyebilicek bir mekani, ortami. Bu ozgur alan yeri gelir bir blog olur yeri gelir bir PARK.

      Senem sunu demekle kalsaydi mesela “ne bicim yazi yazmissin hic begenmedim, cok kotu olmus” o zaman benim de dicek bir lafim kalmazdi ama Senem Yaman Kayabali’yi bir profesyonel olmamakla suclamis. Biraz kufur gibi degil mi bu?

      Soyle bi dunya hayal edelim: sadece politikacilar politika yapiyor, sadece sanat okuluna gidip “sanatci” olanlar sanat yapabiliyor, sadece yazma cizme okuluna gidenler yazar olabiliyor. Dunya Van Gogh’suz, Franz Kafka’siz ve daha sayamiyacagim kadar yazarsiz bir yer olurdu… Ha cok mu sey katiyor bize Van Gogh ve Kafka? Bana bir iki sey kattiklari oldu, Kafka sayesinde tanidim erken yasta burokrasiyi mesela. Peki ya halk, “siradan vatandaslar” politika yapamasaydi? E onu zaten biliyoruz cunku icinde yasiyoruz o dunyanin. Illa ornek vermem gerekiyorsa, Turkiye’ye soyle bir bakabiliriz, insanlarin soz haklari elinden alininca neler oluyormus diye.

      Demek istedigim sey, Yaman Kayabali’nin bir Van Gogh veya bir Kafka oldugu degil. Demek istedigim sey burdaki yazilari yazan insanlarin her birinin bir yazar oldugu ve bir gun bir Kafka olmamalari icin onlerinde aslinda hic bir engel bulunmadigi. Onlerinde duran tek bir engel var, o da maalesef Senem gibi dusunenlerin, insanlari icine sokmaya calistigi kafesler.

      Sevgiler, Saygilar,
      Yazar olmayan ama yine de buraya yazi yazma cesaretini kendinde bulan siradan insan evladi.

      ps: O kadar siradim ki klavyemi turkce diline gecirip, turkce karakteriyle yazmaya usendim.
      ps 2: Senem cok ergensin ya. Isim takmis “Kabadayi” diye komik seni.

      Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *